Anayasa değişiklik teklifi hakkındaki yorumların değerlendirmesi (4)

 

Fazıl Önder Sönmez

 

Önerilen tasarıda, seçilen cumhurbaşkanının yardımcılarını ve bakanları resen atamasına yönelik de olumsuz yorumlar dile getirildi.

 

“Başkanlık sistemlerinin çoğunda başkanla birlikte yardımcısı da seçilir. Önerilen tasarıda ise cumhurbaşkanı yardımcıları doğrudan halk tarafından değil cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir. Ayrıca bakanları ve üst düzey bürokratları cumhurbaşkanı doğrudan atamaktadır. Önemli yetkilere sâhip yardımcıların ve bakanların meclisten güvenoyu almaksızın göreve başlaması demokratik meşruiyet açısından uygun değildir.”

 

ABD’deki başkanlık sisteminde, bakanları başkan atar, senato atamayı onaylar. ABD’deki siyasî kültür gereği senatörler başkanın kendi çalışacağı ekibi kendisinin seçmesine saygı duyarlar, onay sürecini bir güvenoyuna dönüştürmezler. Son 100 yılda Senato tarafından reddedilen bakan sayısı üçtür. Dolayısıyla Senatonun bakanları onaylama gereği sistem tıkanıklıklarına yol açmaz. ABD’den farklı olarak önerilen sistemde cumhurbaşkanının atayacağı bakanlar ve bürokratlar Meclisin onayından geçmeyecektir. Türkiye’deki siyasî kültür, katı parti disiplini, parçalı siyasî yapı, farklı sosyokültürel ve etnik kimlikleri temsil eden partiler arasındaki zıtlaşmalar dikkate alınırsa, böyle bir onay sürecinin getirilmesi muhalif partilerin Mecliste çoğunlukta olduğu durumlarda sistem tıkanıklıklarına yol açabilir. Benzer bir durum olarak, Meclis 1980’de 155 oturum boyunca cumhurbaşkanını salt çoğunlukla seçemedi, sonra askerî darbe olduğundan 156. oturum yapılamadı.

 

Önerilen sistemde, cumhurbaşkanı halkın çoğunluğunun oyunu alarak seçilmiş olduğundan, onun atadığı bakanlar ve üst düzey bürokratlar dolaylı bir demokratik meşruiyete sâhip olacaktır. Meclis onayının gerekliliğini savunanlar şöyle bir sav ileri sürmektedirler: “Başkan %50+ oyla seçilir, dolayısıyla halkın tercihlerini kısmen temsil eder; Meclis ise halkın tamamını temsil eder. Dolayısıyla, seçilmemiş yardımcıların ve bakanların atamaları, demokratik meşruiyeti daha yüksek olan Meclis tarafından onaylanmalıdır.” Bu savı ileri sürenler şunu gözden kaçırıyorlar: Meclisin salt çoğunluğuyla verdiği onayın demokratik meşruiyeti başkanınkinden daha fazla değildir. Sadece Meclisteki nitelikli çoğunluğun demokratik meşruiyeti daha kuvvetlidir. Dolayısıyla bu argümanı geçerli sayamayız.

 

Cumhurbaşkanı halkın çoğunluğunun onay verdiği programını uygulayabilmek için yürütme ile ilgili görevlere yetkinliğine inandığı kişileri seçerek çalışacağı ekibi oluşturacaktır. Eğer kendi partisi Mecliste çoğunluktaysa, atamalarını onaya sunması formalite icabı olacaktır. Farklı programları savunan diğer partilerin çoğunlukta olduğu bir meclise onay için gitmesi de anlamlı olmayacaktır. 

 

Meclis onayının pek anlamlı olmadığını bir senaryo üzerinden anlatmaya çalışayım: Diyelim ki başkanlıkla yönetilen bir ülkede özelleştirmeyi savunan A partisiyle devletçiliği savunan B ve C partileri olsun. Seçimlerde A partisinin adayı başkan seçilsin; fakat B ve C partileri ise Mecliste çoğunluğu sağlasın. Başkan özelleştirmeyi en iyi yapacağını düşündüğü kişiyi bakan olarak atayacaktır. Şimdi başkanın B ve C partilerine gidip onların onayını almasının bir anlamı var mı? Devletçiliği savunan partilerin de “sen özelleştirmeyi bu kişiyle değil de şu niteliklere sâhip bir kişiyle yap” demeye hakkı var mı?

 

Mevcut uygulamada, hükümet güvenoyu aldıktan sonra başbakan bir bakanı görevden alıp onun yerine cumhurbaşkanının onayıyla Meclis dışından bir kişiyi bakan olarak görevlendirebilir. Bunun üzerine o kişi Mecliste yemin eder, Meclisin onayı olmadan göreve başlar. Mesela Efkan Ala 2014 yılında milletvekili değilken içişleri bakanı olarak atandı ve Meclisin onayına gerek kalmadan göreve başladı. Yani yürütme yetkisini dolaylı bir meşruiyetle kullanan başbakan mevcut sistemde istediği bir kişiyi Meclis onayı olmadan bakan olarak görevlendirebilmektedir. Önerilen sistemde ise halk tarafından seçildiği için doğrudan meşruiyeti olan cumhurbaşkanı uygun gördüğü kişileri bakan olarak atayacaktır. 

 

“Önerilen tasarıda cumhurbaşkanı yardımcılarının sayıları belirtilmemektedir. Seçilen cumhurbaşkanı istediği sayıda yardımcı atayabilir.”

 

Mevcut Anayasada da başbakan yardımcılarının ve bakanların sayısı belirtilmemiştir. Yürütmenin etkinliği dikkate alınarak bu sayının yürütme tarafından belirlenmesi uygundur. Yalnız, yardımcı sayısının artırılması ek bütçe ihtiyacı doğuracağından, Meclis onayı gerektirir.

 

“Cumhurbaşkanı yardımcılarını kendisi atayacak. Bu atamalar Meclis onayından geçmeyecek. Cumhurbaşkanlığı makamı boşaldığında, yardımcısı seçilmiş bir cumhurbaşkanı ile aynı yetkileri kullanıyor olacak. Bu da yürütmenin demokratik meşruiyeti bakımından sakıncalı bir durum oluşturacaktır.”

 

Cumhurbaşkanı yurtdışına çıktığında mevcut anayasaya göre onun yerine Meclis Başkanı vekâlet eder, önerilen tasarıya göre ise cumhurbaşkanı yardımcısı. Vekil, cumhurbaşkanının yetkilerine sahip olsa da, günümüzün ulaşım ve iletişim imkânları dikkate alındığında, bu yetkiler kâğıt üzerinde kalır; rutin işler dışında cumhurbaşkanının izni olmadan vekilin kendi başına işlem yapması düşünülemez. Başkan yardımcısı halk tarafından seçilmiş başkan gibi doğrudan demokratik meşruiyete sahip olmasa da, başkan tarafından atanmasından ötürü dolaylı bir demokratik meşruiyete sahiptir. Bu itibarla, cumhurbaşkanının yokluğunda yardımcının geçici vekâleti demokratik meşruiyet açısından sorun oluşturmaz.

 

Önerilen sisteme göre, cumhurbaşkanlığı makamı boşaldığı durumda da yerine yardımcısı vekâlet eder, ancak 45 gün içinde seçime gidilmesi zorunludur. ABD’de câri olan başkanlık sisteminde başkan, yardımcısıyla beraber seçilir, fakat başkanlık makamı boşaldığında başkan yardımcısı başkan sıfatıyla dönemini tamamlar.

 

Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması durumunda seçilmemiş yardımcısının vekâlet etmesi demokratik meşruiyet açısından mevcut uygulamadan daha sakıncalı değildir. Birinci olarak, cumhurbaşkanı yardımcısı dolaylı bir demokratik meşruiyete sâhiptir. Mevcut sistemde yeni hükümet göreve başlayana kadar önceki hükümet göreve devam eder; bu arada yeni hükümetin kurulması aylar alabilir. İktidar partileri seçimde büyük bir yenilgiye uğrayıp milletvekili çıkaramadığı durumlarda, hükümet demokratik meşruiyetini tamamen yitirir; buna rağmen yeni hükümet kurulana kadar görevde kalır. 2002 genel seçiminde, partisi %1.2 oy almasına rağmen, Bülent Ecevit yeni hükümet güvenoyu alana kadar başbakan olmaya devam etti. Buna göre diyebiliriz ki, dolaylı bir demokratik meşruiyeti olan yardımcının seçimlere kadar cumhurbaşkanlığına vekâlet etmesi, demokratik meşruiyetini tamamen kaybetmiş bir hükümetin yenisi kurulana kadar görevde kalmasından daha sakıncalı değildir. İkinci olarak, cumhurbaşkanı makamının boşalması çok nadir karşılaşılan bir durumdur; darbeler sarfı nazar edilirse son 70 senede sadece rahmetli Özal koltuğunu boşalttı. Üçüncü olarak, geçici bir süre için vekil olan kişi teamüller gereği rutin işlerin dışında yetkisini kullanmaz. Ayrıca, 45 günlük seçim döneminde partiler meydanlarda olduğundan, devlette sadece rutin işler yürür.

 

Önerilen sistemde cumhurbaşkanı yardımcısının seçilmemesi, bunun yerine seçilen cumhurbaşkanı tarafından sonradan atanması iki bakımdan yerinde bir uygulamadır. Birincisi, bir parti liderinin cumhurbaşkanı adayı, başka bir parti liderinin de onun yardımcısı olarak seçimlere girmelerinin önü açılmamalıdır. Parçalı siyasî yapısı olan Latin Amerika ülkelerinde, başkanlık seçimlerinde çoğunluğu sağlamak amacıyla başvurulan yollardan birisi budur. Seçim öncesi başkan adayı ve yardımcı aday arasında yapılan iktidar paylaşımı; bu yolla yürütmede oluşan otorite bölünmesi ve çift başlılık siyasî istikrarsızlık riski barındırır. Partiler arasındaki anlaşmazlığın zıtlaşmaya dönüşmesiyle ülke yönetilemez hâle gelebilir; seçim kararı parlamenter sistemlerde olduğu gibi kolaylıkla alınamadığından uzun dönemli bir siyasî kriz doğabilir. Cumhurbaşkanı adaylarının tek başlarına halkın farklı katmanlarına hitap eden bir söylem ve programla çıkmaları daha uygundur. İki veya daha fazla parti tek bir adayı desteklese de, o kişi seçildiğinde yürütme ile ilgili konularda son kararı onun vereceği taraflarca kabullenilmelidir. İkinci olarak, teamüllerin oturmadığı, kanunî yetkiye dayanmadan fiilî güç kullanmanın olağan olduğu Türkiye için cumhurbaşkanı yardımcılarının atanmış olması daha uygundur. Aksi takdirde, iki dönem cumhurbaşkanı olan bir kişi, sonraki dönemlerde yardımcı olarak seçilebilir ve seçilmiş cumhurbaşkanı yardımcısı olarak fiili güç kullanabilir. Buna karşın, atanmış yardımcının demokratik meşruiyeti zayıf olduğundan ve cumhurbaşkanı istediği zaman onu görevden alabileceğinden, süresi dolmuş cumhurbaşkanları bu yola tevessül etmeyeceklerdir.

 

Önerilen tasarıda, eleştirilen diğer bir husus cumhurbaşkanının tek başına olağanüstü hâl ilan edebiliyor olmasıdır. 

 

“Cumhurbaşkanı tek başına OHAL ilan edebiliyor. OHAL döneminde cumhurbaşkanının kararname çıkarma yetkisindeki sınırlamalar kalktığından, cumhurbaşkanı istediğini yapabilme imkânına kavuşuyor.”

 

Önerilen tasarıya göre cumhurbaşkanı tek başına olağanüstü hâl ilan edebilir; ancak aynı gün OHAL kararı Meclisin onayına sunulur; Meclis gerekli gördüğü takdirde OHAL’in süresini kısaltabilir, uzatabilir veya OHAL’i kaldırabilir. Önerilen tasarı OHAL döneminde yürütme organı tarafından düzenlenebilecek konular hakkında mevcut anayasa hükümlerinden farklı bir düzenleme içermiyor. Üstelik iki önemli noktada olumlu değişiklikler getiriyor. Mevcut Anayasaya göre OHAL kapsamında çıkarılan kararnameler Mecliste görüşülmezse uygulamada bir değişiklik olmaz. OHAL yıllarca sürse de, Mecliste görüşülmeyen kararnameler yargısal denetime uğramadan yürürlükte kalır. Önerilen sistemde ise üç ay içinde Meclis tarafından görüşülmeyen kararnameler kendiliğinden yürürlükten kalkacak, kararnameler üç ay içinde kanunlaşırsa yargı denetimine tâbi olacaktır. İkinci olarak, mevcut sistemde, bakanlar kurulu OHAL ilan eder, ilan edildikten sonra Meclis sadece süresini değiştirebilir; bakanlar kurulu OHAL süresini uzatmak istediğinde ancak o zaman Meclis OHAL’i kaldırabilir. Önerilen sistemde ise cumhurbaşkanı OHAL ilan ettiği gün Meclis OHAL’i kaldırabilir.